Bekir Bey
Çok sefer niyet ettim Bekir Bey hakkında da bir şeyler yazmaya lakin kelimeler düğümlenip kaldı, dökemedim satırlara. Gün, hüznün günü, kulak verdiğimiz her anda dahi yokluğunun acısını fazlasıyla hissettiren üstadın bugün 18. sene-i devriyyesi. Üstad 10 Eylül 1996 günü gözlerini dünyaya kapadığında ondan bihaber ben gibi biçareler nereden bilecektik acısını yıllar yıllar sonra çekeceğimizi.
Bekir Sıdkı Sezgin, Türk Musikisinin yaşamış en büyük ustalarından biridir. Bugün tartışılmaktan dahi çok uzak olan, hali hazırdaki icracılarının bile bir kanaate sahip olmadıkları üslup, tavır noktasında ise büyük öneme haizdir. En azından 19.yüzyıl ve 20.yüzyıl başlarında tüm musikiye hakim olduğunu bildiğimiz hafız tavrı; Münir Nurettin Selçuk'un Paris sonrası icraları ile başka bir boyuta taşınmıştır. Münir Bey ile değişen bu anlayış tüm musiki dünyasını etkisi altına almıştır. Çok daha modern ve batı normlarının etkisini fazlasıyla taşıyan bu yeni üslubun ise zirve noktası üstad Bekir Sıdkı Sezgin'dir. İcralarından ufacık bir örneği tecrübe ettiğiniz takdirde bu kanaate varmanız çok zor değildir.
Bekir Bey'in önemini belirtmek için kısaca özetlediğim son yüzyıl Türk Musikisi tarihini bir kenara bırakırsak, Bekir Bey'in büyüklüğünün asıl kaynağı; Türk Musikisinin ruhuna yaptığı yenilik aşısı, edep ve erdemler bütünü, bu bilinç ile yetiştirdiği öğrencileridir. Belki bu konularda ahkam kesmek haddim bile değil çünkü ilahi bir lutfa sahip üstadın hasletlerinden bu basit dil ile bahis açmak çok mümkün değil. Ben de tanımayanlar ve genç arkadaşlar için aynı zamanda Bekir Bey'in öğrencileri olan, hocalarımız Derya Türkan ve Hakan Alvan'dan dinlediğim bir hikayeciği aktarmak isterim.
Üstad hocalığı ve sanatçı kimliği bir tarafa şahsiyeti ile de deruni ve ilahi bir nüfuziyete sahip imiş. İnsanlar onunla konuşurken yüzüne bakmakta dahi zorlanırmış. Hocalarımız bile üstadın evine girip çıkarken göz göze gelmekten kaçınırlarmış. Aşağıdaki küçüklük fotoğrafına bakmak bile bir fikir veriyor sanırım.
Konserlerinde yahut bir eser okurken büründüğü ruh hali ise bambaşka imiş. İcra sırasında çevresini tarar bazen denk geldiği birinin gözlerine kilitlenerek ona doğru okurmuş. Konserlerinden birinde ise bahsedilen bu durum Hanım izleyicilerinden birinin başına gelmiş. Hocanın pek farkında olmayarak yaptığı durum karşısında Hanımefendi hareketsiz, kilitlenip kalmış ve bir süre sonra dayanamayarak yere düşüp bayılmış...
Zaman oluyor ki bayılmak için Hanımefendi'nin yerine geçmeye gerek kalmıyor bir kaydını dinlemek yeterli oluyor.
Üstad'ın bahsettiğimiz her konudaki en önemli mirası ise oğlu Kudsi Sezgin'dir. Sanatçı kimliği ve şahsiyeti ile hepimize bir örnek olmayı sürdürüyor. Yarın yani 11 Eylül 2014 Perşembe günü ise Dede Efendi evinde, oğlu Kudsi Sezgin, Derya Türkan ve Hakan Alvan'ın katılımları ile Bekir Bey'i anacağız. Herkesin katılımına açık bir program olacak muhiblerini bekleriz..
Rabbim bizlere bıraktıklarından feyziyab olmayı nasip eylesin..
Alaeddin Yavaşça
Ruhu Şad Olsun..
Bekir Bey'in önemini belirtmek için kısaca özetlediğim son yüzyıl Türk Musikisi tarihini bir kenara bırakırsak, Bekir Bey'in büyüklüğünün asıl kaynağı; Türk Musikisinin ruhuna yaptığı yenilik aşısı, edep ve erdemler bütünü, bu bilinç ile yetiştirdiği öğrencileridir. Belki bu konularda ahkam kesmek haddim bile değil çünkü ilahi bir lutfa sahip üstadın hasletlerinden bu basit dil ile bahis açmak çok mümkün değil. Ben de tanımayanlar ve genç arkadaşlar için aynı zamanda Bekir Bey'in öğrencileri olan, hocalarımız Derya Türkan ve Hakan Alvan'dan dinlediğim bir hikayeciği aktarmak isterim.
Üstad hocalığı ve sanatçı kimliği bir tarafa şahsiyeti ile de deruni ve ilahi bir nüfuziyete sahip imiş. İnsanlar onunla konuşurken yüzüne bakmakta dahi zorlanırmış. Hocalarımız bile üstadın evine girip çıkarken göz göze gelmekten kaçınırlarmış. Aşağıdaki küçüklük fotoğrafına bakmak bile bir fikir veriyor sanırım.
Konserlerinde yahut bir eser okurken büründüğü ruh hali ise bambaşka imiş. İcra sırasında çevresini tarar bazen denk geldiği birinin gözlerine kilitlenerek ona doğru okurmuş. Konserlerinden birinde ise bahsedilen bu durum Hanım izleyicilerinden birinin başına gelmiş. Hocanın pek farkında olmayarak yaptığı durum karşısında Hanımefendi hareketsiz, kilitlenip kalmış ve bir süre sonra dayanamayarak yere düşüp bayılmış...
Zaman oluyor ki bayılmak için Hanımefendi'nin yerine geçmeye gerek kalmıyor bir kaydını dinlemek yeterli oluyor.
Üstad'ın bahsettiğimiz her konudaki en önemli mirası ise oğlu Kudsi Sezgin'dir. Sanatçı kimliği ve şahsiyeti ile hepimize bir örnek olmayı sürdürüyor. Yarın yani 11 Eylül 2014 Perşembe günü ise Dede Efendi evinde, oğlu Kudsi Sezgin, Derya Türkan ve Hakan Alvan'ın katılımları ile Bekir Bey'i anacağız. Herkesin katılımına açık bir program olacak muhiblerini bekleriz..
Rabbim bizlere bıraktıklarından feyziyab olmayı nasip eylesin..
Üslubu güzeldi şakıyan bir başkaca sesti
Sezgin bize bir lütf-u ilâhi, özge nefesti
Feryadlarının âfâkı tutan nağmelerinde
Rüzgâr gibi cümle makamat sonsuzluğa esti
Alaeddin Yavaşça
Ruhu Şad Olsun..


