Salı, Ocak 08, 2013

Derya Türkan, Minstrel's Era

Derya Türkan, Minstrel's Era


                 Herkese selamlar blog yazma heyecanımız henüz üst seviyedeyken gene birşeyler karalayalım dedim. Daha çok albümler ve farklı kayııtlar paylaşmak istediğim blogumda öncelik kendimce mühim isimlere oldu tabi. Hazreti Cemil'e gerekli selamı verdikten sonra akla gelen ilk isim elbetteki benim gibi biri için Derya Türkan'dan başkası olamazdı. Derya hoca hakkında aslına bakarsanız günlerce de konuşulabilir fakat sanırım  makbul olan çok uzatmamak.
                 Hiç tanımayanlar adına ufak bir giriş yapacak olursak. Günümüzün en önemli İstanbul kemençesi sanatçısı olan Derya Türkan aynı zamanda uluslarası anlamda da çok önemli bir sanatçıdır. Sadece Türk Müziği ya da genel anlamda müzik için değil milletimizin yetiştirdiği cihanşümul sanatçıların başında gelir. 1973 yılında müzisyen bir aile de doğan Derya Türkan'ın müzikle hemhal olması da çok üzün sürmemiş. Onun da hayatında bir dönüm noktası rolünü sanırım yine Tanburi Cemil Bey üstlenmiş. İhsan Özgen'in öğrencisi olarak girdiği bu uçsuz bucaksız alemi ise bizler için dar etmekten geri durmamıştır.
                  Kendisi hakkında ayrıntılı bilgiler farklı mecralardan edinilebilir fazla da uzatmadan sözün bittiği yerde müzik başlar düsturu ile kelimeler ile anlatamadıklarımızı müzik ile anlatmaya gayret edelim. Benim kendisini ilk defa tanıdğım çalısması Minstrel's Era albümü hala tekrar tekrar dinlediğim, her seferinde hayretlere gark olduğum ve daha da ileri giderek müzik nedir sorusuna verdiğim cevap olan albümden birkaç eser dinletmenin uygun olacağını düşündüm.




              Bir çoklarınca küçüklüğü ile şaşırılan ve boyutuna oranla çıkardığı sesin derinliği ile hayret uyandıran, 'Tanburi Cemil'i yoldan çıkaran çalgı genç efendisi'ne nasıl da itaat ediyor. Bir noktadan sonra konuşmaya ve birşeyler anlatmaya başladığını düşünmek inanın çok kez duyduğum, karşılaştığım bir tepkidir.
               Kemençe bir yüzüyle oldukça hüzünlü, lirik bir yüzüyle ile oldukça neşeli bir enstrümandır lakin o neşesinde bile F.Kafka'nın güzel ifade ettiği 'mutlu olmaktan korkma, daha yüce bir amaç için kendine acı verme tutkusu' gibi derin bir ruh hali, bir hüzün veya korku bulunabilir. İşte böyle bir enstrümanı 'yenmek', dinleyenlerine duyduklarına kemençeden önce Derya Türkan dedirtmek bu yüzden ne kadar önemli ve ne kadar zor. 
              Derya Türkan'ın Türk Müziğindeki konumu, önemi, taksimleri, vizyonu, icracılığı, kemençe icrasına getirdiği yenilikler, farklı müzik türlerinde verdiği eserler ve bu konudaki kabiliyeti, hocalığı, besteciliği, yaptığı ve katkıda bulunduğu diğer projeler, albümler gibi tüm konular hakkında başta dediğim gibi günlerce konuşulabilir. Ve eminim günümüzde dahi yapılıyor olması muhtemel, hakkında daha çok yazı, makale, tez yazılacak çeşitli çalışmalar yapılacaktır fakat bu çalışmaların hiçbiri dinleyeceğiniz kayıttan daha içerikli olamayacaktır.





                       03:55'deki şevk ve cezbe haline dikkatinizi çekerim. Bu hali Derya Türkan dinlerken her an yaşayabilirsiniz. Müzik dinlerken genel anlamda geçerli olabilecek şekilde bu kayıtları hafif yüksek sesle ve kulaklıklar ile ortamdan soyutlanarak dinlemenizi tavsiye ederim. Özellikle iyi dinleyenlerin aşina olduğu Derya hocanın o küçük çarpmaları, glissleri, ufak hareketleri can yakacak cinsten önünüze serilecektir. Ayrıca tabi ki elinde olmayanlar albümü edinerek mp3 kalitesinin üstüne çıkmalılar.







                         Kemençe sanatçısı Derya Türkan, 17. yüzyılda İstanbul'da yaşayan Avrupalı besteciler tarafından notaya alınan ve Osmanlı padişahlarının saraydaki has odalarında dinledikleri besteleri yeniden yorumladı. Albümde Batılı ve Doğulu çalgılar yeni bir ses sentezi ortaya koyuyor."


1 - Sürgün
2 - Nikriz Peşrev
3 - Rast Peşrev
4 - Sahara
5- Nihavend Peşrev
6 - Buselik Peşrev
7 - Nihavend Semai
8 - Minstrels Era
9 - Mevc-i Derya Peşrev
10 - Kürdi Peşrev












Perşembe, Ocak 03, 2013

Tanburi Cemil Bey



Tanburi Cemil Bey, Pesendide Taksim

                                   
         Efendim tekrar merhaba, tembelliği elden bırakırsak eğer en azından çok kısa olmamasını umduğum yayın hayatıma başlarken müzikle ilgili her işin başında yapılması gerektiği gibi Hazreti Cemil'e selam etmemek olmaz idi.
          Şahsen şu zamana kadar Cemil Bey'i dinleyerek öğrenebildiğim tek bir şey var ise o da bir şey öğrenemediğimdir lakin bunun hiçbir zaman vazgeçmek gerektiği anlamına geldiğini düşünmedim.  Tanburi Cemil Beyi'in sanatını anlatmak bana ve pek çok kimseye de :) kabil olamayacağı üzere üstadın hepsi birbirinden güzel taksimleri arasında Cemil muhiblerince, Gülizar Taksim ile başa oynayan Pesendide Taksimine kulak vermenin uygun olacağını düşündüm.Defalarca dinlenmesine rağmen ilk an ki heyecanından hiçbir şey kaybetmeyen bu kaydın günümüze ulaşmasına ne kadar şükretsek azdır.         

                      Kemençe ile Pesendide Taksim Tanburi Cemil Bey


                 
           Bu kaydı her dinlediğimde kendisi ile tanışma şansını elde edemesem de Cemil muhibleri arasında önemli yere sahip olarak gönlümüzde de aynı yeri edinen Mustafa ( Sazeri ) Ustayı da anmadan edemem. Onun da dediği gibi 'pesendide ve taksim gibi sözcükler esere verilen bir isimden ibarettir. Pesendide, taksim gibi kelimeler ile ifade edilemez, Cemil bu eserde kendi macerasını anlatıyor.' Fehmi (Kılınçer) ustadan dinlediğimiz bir başka hikayeye göre Mustafa Usta, Cemil beyin bu taksimini  bir kasedin her iki yüzüne de arka arkaya kaydederek günlerce sadece o kasedi dinlermiş. İşte kayıt bitip karar sesi duyulduğu anda sanki hiç bitmeyen bir musiki edasıyla tekrarını isteten bu taksim Cemil'in eşsiz dehasından sadece ufak bir örnek.


                 Tanbur ile Gülizar Taksim Tanburi Cemil Bey  



      Madem Gülizar taksimi de ayrı bir yere koyduk onu da dinlemeden etmeyelim dedim :).
      Elbetteki Cemil Bey'i tanıtmak iki kayıtla olacak iş değil sadece Cemil'in halet-i ruhiyesine açılan ufak bir kapı olabilir. Bu maksatla Cemil Bey ile henüz tanışmamış veyahut günümüz kayıtlarının verdiği alışkanlıklar ile plak cızırtılarına takılarak pek dinlememiş arkadaşlara Çoban Taksim ve Yanık Ninni plaklarını dinlemelerini tavsiye ederim elde edinecekleri ilginç tecrübeler ilgilerini hiç tahmin etmedikleri alanlara yöneltmelerine sebebiyet verebilir.


       ...''Hanende hâfızın billûr gibi sesinde çağlayan türkülerin içli nağmeleri ve Cemil Bey’in “ışıklı dantelâlar”a benzeyen eşsiz taksimleriyle kendinden geçen Yahya Kemal, yıllar sonra bu hatırayı çok renkli sohbet üslûbuyla Mesut Cemil’e anlattıktan sonra, “O zaman,” demiştir, “karşımda altın bir kapı açıldı. Memleketime bu kapıdan girdim!''...