Müzik, belki de sanat dalları arasında, insanlar üzerinde ki birebir ve anında tesir kabiliyeti ile farklı bir konumda yer alır ya da bana biraz öyle gelir. Yüzyıllardır temel bilim dallarından biri olarak kabul edilmesi, binbir alt dalı ile çalışılmasına rağmen ardındaki sır perdesi kaldırılabilmiş değil ve kimsecikler tarafından da kaldırılacağı öngörülmüyor. Müziği anlamak veya anlatmak adına yine sayısız fiziksel terimin dahi geliştirildiği ortamda gerçek anlamda bir ifadeye ulaşılmak istendiğinde kullanılan kelimeler müziğin ruhun gıdası olduğundan öteye gitmiyor. Yeri gelmişken bu sözünde Niyazi Sayın Hoca tarafından aslına uygun şekilde yeniden tertiplenmiş halini de nakletmeden geçmeyeyim; 'Müzik ruhun değil, ruh müziğin gıdasıdır.' Allah herkese bu düsturla müzik yapabilmeyi nasip etsin ne diyelim.
İşte bu ahval ve şerait içinde :) hakkında ki bu kadar bilinmezlik ve ruhani kimliği etrafında müzik etrafında sayısız mit, efsane bulunan bir alandır. Doğal olarak bu efsanelerin en önemli öğelerini ise müzisyenler oluşturmuştur. Klasik Batı Müziğinde bu alanda başı çeken Mozart ve Beethoven gibi büyük besteciler olurken Türk Müziği için bu alanda belki de tartışmasız en önde gelen isim hakkındaki efsanelerin oluşturduğu sis perdesi ardında şahsiyetini bile tam anlamıyla kavrayamadığımız Tanbûrî Cemil Bey'dir.
Bu efsaneler dediğimiz gibi bazen gerçekleri saptırmasına rağmen bazen bilgi kaynağı görevi görmesi ve en önemlisi o müzik etrafında tüm ortamı, çevreyi şekillendirmesi ile bence çok önemli bir görevi görmektedir. Bugün Cemil Bey etrafında şekillenen bu efsanelerin bir başka önemli durağı ise sesinin güzelliği ile Cemil Bey gibi hakkındaki efsanelerin dışında da bıraktığı çok önemli plak kayıtları ile herhangi bir vesileyle kendisini dinlemiş her kalemden insanı hayretler içinde bırakan Hafız Sami'dir. Hafız Sami sesinin eşsiz lezzeti ve anlaşılmaz musiki kabiliyeti ile her dönemde dinleyenlerini şaşkınlıklar içinde bırakmıştır. Yaşadığı devrin ötesinde Türk müziğinin en önemli dehalarından Zekai Dede'ye sesinin dinletilmesi ve meşk talebi için götürüldüğü gün Zekai Dede'nin verdiği 'oğlum sana Hüda meşk etmiş' cevabı sanırım Hafız Sami'yi anlamak için en geçerli açıklama olacaktır.
Henüz eski hafızlarımızın kayıtlarını yeni yeni dinlediğim dönemlerde bir dostumun tavsiyesi ile kayıtlarını edinip dinlemeye çalıştığım Hafız Sami belki de derinliğine nüfuz edemeyişim sebebiyle beni çok da etkilememişti lakin bir yolculuk sırasında dinlediğim bu bestenigar gazel nedense bir başka ilgimi çekmişti, kayıt ikinci dakikaya girip Sami'nin tizlerde açtığı meyana geldiğinde ise bir anda beni yerimden hoplatmıştı ve yolculuk yaptığım tren içinde duramayarak sağa sola yürümeye hayretimi bir taraflara aktarmaya çalıştığımı hiç unutamam. O gün Hafız Sami'nin dünyasından ufak bir pencerenin bana doğru açıldığını anlamıştım.
Bir camide ezan okuduğunda camdan düşenlerin olduğuna mı, gelme ihtimalinin duyulduğu camilerin tıka basa dolup izdiham çıktığına mı, onu dinlerken kendini yerden yere atan, bayılanlar olduğundan mı, annesini kaybettikten sonra yaşadığı yarı meczup hayattan mı hangisinden bahsetsek bu büyük dehayı anlatmaya yetmeyecektir. Hakkında en kapsamlı yazı son demlerinde daima yanında olan dostu ki öldüğünde bile yanına gömülmek istemiş ve annesinin dibinde yatan Hafız Sami ile aynı mezarlıkta Edirnekapı mezarlığında defn olunan Ali Rıza Sağman tarafından yazılmıştır. Daha fazla malumat edinmek isteyenler Ali Rıza Sağman'ın yazdığı bu 'Meşhur Hafız Sami Merhum' kitabına başvurabilirler.Kitaptan bir alıntı ile yine Sami'ye kulak verelim;
“Hafız Sami’yi tamamıyla anlamamız ve anlatmamız için gereken ölçüye malik bulunmuyoruz. Çünkü bu ölçü alelâde yani tabiatın “âdet” adını taşıyan prensiplerine uyarak yaşamaktaki kimseleri ölçebilirse de Goethe, Hamit, Neyzen, Hafız Sami gibi bu prensiplere istihza gözüyle bakan ve bu prensiplere tıpatıp uymayı meşhur “cüce hikâyesi” ne konu olmak manasına alan fevkalade şahsiyetlere tatbik edilemez.”
Sami'nin sanal alemde olmayan ya da benim pek denk gelmediğim kayıtlarını paylaşayım istedim. Bu kayıt da oldukça temiz ve güzel bir kayıt sanırım nihavendi de mevcut ama bulamadım.
Sami ve Cemil Bey'in aralarında geçen bir diyaloğu da aktararak nokta koyalım;
“Sultan Reşat’ın büyük oğlu Ziyaeddin, saza meraklı olduğu için, Hafız Sami’nin de okuyucu olduğu musiki toplantıları tertip etmektedir. Bir gün söğütlü yatında yine böyle bir meclis kurulmuştu. Tanbûrî Cemil, Hafız Osman o zamanki darülaceze muhasebecisi hafız İsmail… Fakat seslerin en şahanesi Hafız Sami’nin hançeresinden fışkırmaktadır. Tanbûrî Cemil fasıl sona erdiği bir ara Hafız Sami’nin yanına yaklaşarak;
—Bundan sonra, senin bulunmadığın mecliste tanbur çalmak bana haram olsun… Meclisi ihya ettin. Çok yaşa hafızım!
Her vesileyle söylerdi;
—Ben, bu iltifatı, şehzadenin altınlarına değişir miyim?
